top of page
Boş Sandalyeler

Hakkımda

Eğitim hayatım Zonguldak’ta başladı. İlkokulu bitirdikten sonra hazırlığı da orada okudum, akabinde Mersin’in Tarsus ilçesine yerleşip ortaokulu ve liseyi aynı okulda bitirdim. 


2012 yılında Mersin Üniversitesi Psikoloji Bölümünden mezun oldum, yine aynı üniversiteden Aile Eğitimi ve Danışmanlığı alanında yüksek lisans eğitimini başarıyla tamamladım. 

Bağımlılık ile TSSB ( Travma Sonrası Stres Bozukluğu) alanlarında özel ilgim olduğundan mesleki çalışmalarımı bu alanlarda yoğunlaştırmaya gayret ettim. 

Çalışma alanımı sınırlandırıp spesifik bir alana yoğunlaşmak istesem de süreç buna pek izin vermedi açıkçası. Ne demek oluyor bu diye soracak olursanız, şöyle açıklayabilirim; her şeyin uzmanı olmak yerine bir konu ve alan belirleyip o konu ve alan üzerinde yoğunlaşmayı tercih ederim. Böylelikle hem çalışma alanımı sınırlamış olur hem de o alanda daha detaylı ve daha etkin çalışmalar yürütme fırsatım olurdu. 

Psikoloji bölümününün klinik alt alanında ilerlemeyi tercih ettim. Bu alanı tercih ettiğimde başka bir karar verme sürecim ortaya çıktı; 6-16 yaş grubuyla mı çalışayım, +16 yaş grubuyla mı çalışayım, bireysel terapiye mi yoğunlaşayım yoksa çift/aile terapisine mi… yoksa her iki yaş grubunu ayırt etmeden kim olursa olsun her grupla mı çalışayım? Tabi ki her grupla çalışmak iki kelimeyle özetleyecek olursam “mümkün değil”. Ben de 6 - 16 yaş aralığındaki bireylerle çalışmaya karar verdim. Bu kararı verirken de bir şeylerin eksikliğini hissetmeye başladım, bunun ne olduğuna odaklandığımda özellikle bu yaş grubuyla çalışırken tek başına eksik kaldığını, mutlaka ebeveyn/bakım verenlerle iş birliği içinde olmak gerektiğini farkettim. Bunun için Aile Eğitimi ve Danışmanlığı alanında yüksek lisans yapmaya karar verdim, verdiğim bu karar hayatımda verdiğim en anlamlı kararlardan biri olduğunu gördüm ve mesleki hayatımın sürecine yön vermiş oldum; 6-16 yaş grubuyla çalışıp bu yaş grubuyla çalışınca ebeveyn/bakım verenleri sürece dahil etmek ve bir ekip olarak süreci yürütmek. 


Yazımın başlarında sürecin buna pek izin vermediğinden bahsetmiştim, tekrar oraya dönecek olursam profesyonel meslek yaşantım spesifik bir alanda ilerlememe izin vermediğini, uzmanlaşma alanının yaş grubu yerine bazı tanı grupları üzerine yön vermem gerektiğini bana öğretti. Bunun üzerine çeşitli tanı grupları üzerine yoğunlaşmaya karar verdim. Bu tanı grupları; 

* Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) 
* Psikosomatik Bozukluklar 
* Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB)
* Travma Sonrası Stres Bozukluğu ( TSSB) 
* Obsesif Kompülsif Bozukluk ( OKB ) 
* Uyum Bozuklukları 
* Bağımlılık 
* Panik Atak 
* Depresyon

( Önemli Bilgilendirme: Psikologlar hiçbir şekilde tanı koymaz ve tanı koymaya gayret etmez, tanıyı psikiyatristler koyar ve konulan tanı üzerine bireysel/çift terapi süreci yürütülür ve tanı üzerine yoğunlaşmaya başlanılır. Yukarıda yazdığım çeşitli tanı grupları psikiyatri hekimleri tarafından tanı konulmuş bireyler baz alınarak yazılmıştır. ) 

Aslına bakacak olursanız her bir tanı ayrı bir dünyadır ve çok derin alt alanları mevcut, hepsi üzerinde uzmanlaşmak çok mümkün olmasa da en işlevsel sürecin danışan-danışman arasındaki uyumun oluşması, danışanın terapiye olan inancı ve güveni olduğunu tecrübelerim gösterdi. Ayrıca ilk görüşmenin süreci yönetmek ve karar vermek için belirleyici olduğunu da öğrendim. 

 

Terapi bir yolculuktur ve bu yolculuğa çıkmaya karar verdikten sonra yol arkadaşını iyi seçmek gerekecek, aksi takdirde yolculuk bir türlü bitmez ve daha da çekilmez bir hal alır… doğru tercihte bulunursan da süreç çok daha keyifli, eğlenceli ve anlamlı bir hal alır… siz de yol arkadaşınız olmamı isterseniz bana aşağıdaki iletişim kanallarından biriyle iletişime geçebilirsiniz.

bottom of page